top of page

Evde Gıda İsrafı: Poşetinden Çıkmadan Çöpe Giden Alışverişin Gerçek Maliyeti

Yazarın fotoğrafı: LobiMart'ın Hikaye Anlatıcısı
LobiMart'ın Hikaye Anlatıcısı
12 Eyl
3 dakikada okunur

Buzdolabının alt çekmecesini açıyorsunuz. Geçen hafta aldığınız marulun kenarları kararmış, salatalıklar yumuşamış, yarım demet maydanoz sararmış. Bir kısmı poşetinden bile çıkmamış. O an hissedilen şey genelde biraz suçluluk oluyor. Oysa mesele dikkatsizlik değil. Alışveriş yapma biçimimizle ilgili.

Bu gıda israfı neden oluyor?

Markete gitmek başlı başına bir iş. Yol var, park var, kuyruk var, taşımak var. Bu yüzden herkes aynı refleksi geliştiriyor: madem geldim, bir daha gelmeyeyim.

Haftalık alışveriş listesi tam da bu refleksin ürünü. Ama hayat haftalık listeye göre akmıyor. Akşam dışarıda yenir, misafir gelir, iş çıkar, canınız çekmez. Listede yazan dört öğünün ikisi hiç pişmez ve o malzemeler çekmecede bekler.

Paket boyutları da bize göre değil. Üç kişilik bir evde bir kilo domates fazla. Ama yarım kilo almak "verimsiz" geliyor, üstelik çoğu ürün zaten o boyutta satılmıyor. "İkincisi bedava" kampanyaları da aynı tuzağın parçası: tasarruf ettiğinizi sanırken aslında çöpe gidecek ikinci ürünün parasını ödüyorsunuz.

Bir de görünmezlik sorunu var. Tıka basa dolu bir buzdolabında arka sıra yok hükmündedir. Görmediğiniz şeyi tüketmezsiniz. Bir hafta sonra onu ancak koktuğunda fark edersiniz.

Rakama dökünce ne çıkıyor?

Kendi evinizde küçük bir hesap yapın. Haftada ortalama 150 lira değerinde ürün çöpe gidiyorsa, yıl sonunda bu 7.800 lira demek. Haftada 250 lira ise 13.000 lira. Bu rakamların en can sıkıcı tarafı şu: söz konusu para zaten kazanılmış, vergisi ödenmiş, kasadan geçmiş paradır. Yani tasarruf etmek için fazladan çalışmanız gerekmiyor, sadece çöpe gitmesini durdurmanız gerekiyor. Ve evde gıda israfı sadece parayla ölçülen bir şey de değil. Üretilmiş, taşınmış, soğutulmuş ve sonunda hiç kullanılmamış bir ürün, arkasındaki bütün emeği de beraberinde götürüyor.

Görünmeyen maliyetler

İsrafın faturası sadece çöpe attığınız ürünle bitmiyor.

Ağzına kadar dolu bir buzdolabı verimli çalışmaz. Hava dolaşımı bozulur, kompresör daha çok çalışır, elektrik faturası artar. Üstelik doluluk bir güvence değil: dolabın dolu olması, içindekilerin yeneceği anlamına gelmiyor. Bir de planlama yükü var. Haftalık alışveriş, insanı bir hafta sonrasının menüsünü bugünden tahmin etmeye zorluyor. Kimse bunu doğru yapamaz. Yanlış tahminin bedelini de çekmecedeki sebzeler ödüyor.

Peki ne işe yarıyor?

Cevap aslında herkesin bildiği bir şey: sık ve az almak.

İhtiyacınız olduğu gün, olduğu kadar almak israfı neredeyse tamamen bitirir. Akşam salata yapacaksanız o akşam bir tane salatalık alırsınız, üç gün beklesin diye üç tane değil.

Bunun bilinmemesi değil sorun. Uygulanmaması sorun. Çünkü "her gün markete gitmek" çoğu insan için zaman açısından mümkün değil. Mesafe uzadıkça alışveriş seyrekleşiyor, seyrekleştikçe sepet büyüyor, sepet büyüdükçe israf artıyor. Yani asıl değişken mesafe.

Mesafe kısalınca ne oluyor?

LobiMart'ın binaların içinde konumlanmasının sebebi tam olarak bu.

Market eve on beş dakika uzaktaysa haftada bir gidersiniz ve yedi günlük almak zorunda kalırsınız. Market asansörün çıkışındaysa, ihtiyacınız olduğu an inip sadece o akşam kullanacağınız şeyi alırsınız. Stok yapmanıza gerek kalmaz, çünkü zaten stok aşağıda duruyor.

Bunu şöyle düşünmek daha kolay: LobiMart, sitenin ortak alanında duran ikinci bir buzdolabı gibi. İçi hep dolu, elektriğini siz ödemiyorsunuz, bozulan ürünün zararı size yazılmıyor. Bir şey lazım olduğunda gidip alıyorsunuz, kalanı orada kalıyor.

Bunun iki pratik sonucu var.

Birincisi, evdeki buzdolabınız rahatlıyor. Her şeyi önceden alıp üst üste istiflemek zorunda kalmıyorsunuz. Dolap nefes alıyor, içindekini görüyorsunuz, gördüğünüzü de tüketiyorsunuz.

İkincisi, çöp azalıyor. Almadığınız ürün çürümez. Tahmin etmediğiniz menü bozulmaz. "Acaba hafta içi lazım olur mu" diye alınan yedek ürünler hiç alınmamış olur.

7/24 açık olması da bu tabloyu tamamlıyor. Gece on birde sos bittiğinde ya da sabah kahvaltıda peynir kalmadığında, bir sonraki büyük alışverişi beklemek zorunda değilsiniz. Bu da insanı "her ihtimale karşı fazladan almak" alışkanlığından kurtarıyor.

Açık buzdolabı rafları taze sebze, meyve, sos ve kaplarla dolu; düzenli ama kalabalık mutfak görüntüsü.

Özetle

Evde gıda israfı, çoğunlukla iradeyle değil mesafeyle ilgili bir sorun. Market ne kadar uzaksa, sepet o kadar büyüyor ve çöp o kadar doluyor. Bu yüzden israfı azaltmanın en gerçekçi yolu daha disiplinli olmaya çalışmak değil, alışverişi ihtiyacın olduğu ana yaklaştırmak. Aşağıda duran bir market, haftalık planlama zorunluluğunu ortadan kaldırdığı için hem bütçeye hem de çöp kutusuna yansıyan bir fark yaratıyor. Bu hafta çöpe attığınız ürünleri bir kenara not edin. Yıllık karşılığını hesapladığınızda, sorunun boyutunu görmek için başka bir gerekçeye ihtiyacınız kalmayacak.

 
 
 

Yorumlar


bottom of page